» Alışveriş
» Bilgisayar
» Diğer
» Kişisel bakım
» Konaklama
» Reklam İşleri
» Spor
» Turizm ve Seyahat
» Yeme-İçme
» İnşaat - Emlak
Çeşme ajandası
Nerede ne var ?
Güne tıklayıp, görün!


CeşmeLine Anketler

Çeşme turizmindeki olumsuz etkenler...
ANAYASA REFERANDUMU


Yazarlarımız
Uysal Yenipınar
Çeşme sokaklarının dünü bugünü
Dr. Ilgaz NACAKOĞLU
Su ve sağlık
M.Emin ÖZDEMİR
1949 Çeşme-Ilıca depremi
Hüsnü SULA (Müftü)
Özlemle beklenen an 1400. Yılında Kur’an ve Ramazan
Ali SÜMEN (Maliyeci)
2009 yılı kira gelirlerinin beyanı
Gülesin TÜTÜNCÜOĞLU
Ulu önder Atatürk'ün din anlayışı
Yaşar AKSOY
Yüzbaşı Selahattin’in yoldaşı..
Saadettin ÖZTÜRK
Ne günlere kaldık


  Köşe Yazıları



Gülesin TÜTÜNCÜOĞLU
  Ulu önder Atatürk'ün din anlayışı

Henüz tamamladığımız dinî bayramımız sonrasında, bana mail ile 'Çok anlamlı' konu başlığıyla gelen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Neden mi?
Uzun senelerdir bazı kişilerce Atatürk, din karşıtı bir kişi gibi gösterilmeye çalışılır. Din konusunda hassas insanlarımızın kafalarını çelip, büyük önder liderden soğutmak için yapılır bu ve gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Atatürk'ün din karşıtı değil, bilakis halkımızın dinimizi daha iyi öğrenmesi için Kuran'ı, ezanı Türkçeleştirme ve anlayarak ibadet etme yolunda gerçekleştirdiği çabalarını, tarihin hiçbir sayfası inkâr edemez.
O'nun ezanı anladığın dilde, ibadete çağrıyı başlatması insanlara, ibadeti daha bilerek anlayarak yapmanın başlangıcıydı.
Kuran'ı en iyi tercüme yapacak insanı araştırtıp buldu ve Elmalılı Hamdi'ye Kuran-ı Kerim'imizi Türkçeleştirterek, dinimizi anlayarak ibadet etmemizin öncülüğünü de O yaptı. Düşünün ki, Kuran'ı Arapça okuyorsunuz, tabii bir şey anlamadığınız için aklınız işinize, çocuğunuza veya ananıza, alışverişinize gidiyor ve siz sadece okuyorsunuz. Bu ibadet midir? Din midir? Ama Kuran'da Allah'ın bize iyi insan olmamız yolundaki isteklerini anlayarak okuduğumuz zaman, zaten kötü bir insan, hak yiyen, riyakar bir insan olmamıza imkân yok.
İşte dinimizin gerçek anlamda güzelliğinin anlaşılması yolundaki en iyi çabayı ve devrimi başlatan yine Atütürk'tür. Yoksa Arapça bilmediğimiz için, birilerinin bize “Şöyle” diye izah ettiklerine inanmak zorunda kalabilir, yobazların oyuncağı olmak durumuna düşebilirdik. Laik devlet rejimini getirip, dini devlet işlerinden ayırarak da, insanların hassas konuları olan dinin; Siyasi amaçlar için kullanılarak, gerçek ibadetten çıkarılıp saptırılmasının önüne geçmiştir. Dinimizi, aynen Kuran-ı Kerim'de Yüce Allah'ın belirttiği gibi, Allah ile kul arasında kalmasını sağlayarak, aslında Müslümanlığın Kitabı Kuran-ı Kerim'deki Allah'ın izahını da bana göre yerine getirmiştir. Dinin siyasi amaçlar için kullanılıp, saptırılmasına engel olmuştur.
Bu düşüncelerle, bana gelen mailde; Bir ibret verici anıda; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra, O'nun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebi'ye saygısını gösterdiği için, benim düşüncelerimi de kanıtladığı için sizlerle bu maili paylaşıyorum. Maildeki anı, yaverinin ağzından gerçek bir anlatımdır. Aynen aktarıyorum:

SEVMEK İÇİN, TANIMAK VE ANLAMAK GEREK;

İşte;

Her gün geçtiği yolunun üzerindeki iğde ağacının kesildiğini görünce ağlayan,
Çok sevdiği köpeği Foks öldüğünde matemini tutan,
Yalova'da köşke zarar veren ağacın dalı kesilmesin diye köşkü kızaklarla kaydırtan,
Savaş sonrası Çankaya'da ücretle çalıştırılan ve ayrılışlarında çantalarında Gazi markalı sigara çıktığı için görevli personel tarafından dövüldüklerini gördüğü Yunan esirlerinden özür dileyerek sigara ve para ile onları uğurlayan,
İçki içmeyen ve beş vakit namaz kılan Mareşal Fevzi Çakmak yemekte olacağı zaman masaya içki koydurmayıp limonata ile yetinen,
Ramazanlarda Hafız Yaşar Okuyan'a, gündüzleri Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okutan, akşamları da huzurunda okuttuğu sureleri derin bir hazla dinleyen,
Ankaralılar tarafından kendisine hediye edilmek istenen Çankaya'daki evin tapu tescilini, 1.İnönü savaşını kazanan orduya bağışlanmak üzere M.S.B'ye yaptıran,
Yurt gezilerinde, Kara Fatma, Satı Kadın gibi Kurtuluş Savaşı'nın kahraman Türk kadınlarını buldurup ellerini öpen, vefalı, şefkatli, merhametli, inançlı, saygılı, dürüst, yüreği sevgi dolu bir insan olan Atatürk.
Her şeyimizi borçlu olduğumuz böyle bir Önder nasıl sevilmez ?

Onun; parasal yardım yaparken dahi, ne kadar zarif bir tutum sergilediğini Yaveri Muzaffer Kılıç'ın aşağıdaki anısı ne güzel anlatıyor.(1)

"Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a geçiyorduk.
O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara'da böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.
Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı Ata'yı görünce, "Buyurun Paşam" diyerek heyecanla bir Emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler.
Kitapçı;
-Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;
-Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;
-Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz dediler.
Kitapçı;
-Paşam 40 lira istemişlerdi deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;
-Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Meclis'te görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.

Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira bırakmamı emretti. Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
-"Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor"diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
-“Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz” dediler.

Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık. Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı. Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazi evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi;
-Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi.
Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım” dedi.

Atatürk de;
-Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz” diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;

-Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı..... derken Atatürk sözünü keserek mütebessim,

-Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz. Diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.”

Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebi'ye saygısını göstermek bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir tarikat ehlinin, dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce ulaşan, yurt içinde ve dışında saf ve eğitimsiz vatandaşları sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren günümüz din ve tarikat bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabi anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !


Tarih : 10.12.2009
Yazar : Gülesin TÜTÜNCÜOĞLU


E-Posta : gtutuncu@ttnet.net

Bu Yazıya Yapılan Son Yorum
Yorumcu : NAZMİ ALTINIŞIK
Atatürk'e dinsiz deyenler ve hakkında öykü üretenler çıkarcı ve gerçek din düşmanları olduğunu düşünüyorum.Burda anlatılan konular doğru ve gerçek.Hiç bir yerde dine saldırısı yoktur.Hatta bir konuşmasında en iyi ve akılcı dinin İslam dini olduğunu vurgulamakta.Türkce Ezan olayı İnönü zamanındadır.Atatürk arabca ezana dokunmadı.Elmalıya kuranın türkçesi ise ,bu milletin iyi anlaması ve arapaca türkçe okunması için

Tüm Yorumlar Yorum Ekle

 

Bu haber 760 kez görüntülenmiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
» Sonbahar...
» Turizm Sempozyumu' nun ardından…
» Pencerelerdeki ışık.
» Turizm bakanı Çeşme’ye geldi, ama…
» SAKIZ -1-
» Genç-Çeşme'ye teşekkürler...


[ Geri ]

ÇESİAD

ÇEŞME
ESNAF ODASI

Cesmelime.com Reklam Alanı
Sponsor Bağlantı
Cesmelime.com Reklam Alanı
Türkçe English Deutsch Ellinika
Yönetici'den...
Çeşme'ye not verin.
ÇeşmeLine.com
  » İlan ekle
  » İlanlar
  » Sizden Gelenler
  » Faydalı Linkler
» Tanıtım filmi
» Çeşme Bld.spor
» Reklam Üye Girişi
Reklamlar
Reklam Alanı 2
Cesmelime.com Reklam Alanı 2

 

YASAL UYARI; www.cesmeline.com sayfalarında yer alan tüm görüntü, fotoğraf, haber, makale, köşe yazıları ve diğer tüm yazıların telif hakkı www.cesmeline.com yönetimine aittir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre www.cesmeline.com yönetiminin yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz.
Copyright® 2009 - Yapım: Misyon Ajans