|
Tarih : 5.1.2010
Deşifre hayatlar yaşamayan gerçek sanatçılardan Cemal Gülas, 1998’de Kuzey Kutbu’na yürüyerek giden ilk Türk. 2001’de ise nesli tükendiği sanılan Anadolu Leoparı’nı bulup görüntülemeyi başaran bir fotoğraf sanatçısı..
Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu’nda düzenlenen ‘Fotoğraf Gösterimi ve Söyleşi’ etkinliklerinin konuğu çevreci ve fotoğraf sanatçısı Cemal Gülas oldu. Bugüne kadar dünyada ve Türkiye’de hemen hemen gitmediği yer kalmayan ve gittiği yerlerde yaptığı fotoğraf ve video çekimlerinden oluşan yarım saatlik bir barkovizyon gösterisiyle başlayan etkinlik, daha sonra öğrencilerin sorduğu sorularla devam etti. Çeşitli anılarını anlatan Cemal Gülas’ı Çeşmeli öğrenciler can kulağıyla dinlediler.
Kendimi sadece gençlere karşı sorumlu hissediyorum…
----------------------------------
Günlük hayatta koşuşturup dururken, bir yandan hayatı ne kadar zorlaştırdığını fark ederek tekrar nasıl durdururum düşüncesine kapıldığını belirten Gülas, “Şu anda bununla uğraşıyorum. Ben kendi adıma durdurmayı başardım. Ama biz geçmişte yaşayanlar veya dünyayı bugüne getiren insanlar, bundan sonra dünyayı götürecek insanların ne yaptığını üstüme vazife olmadığı halde merak ediyorum açıkçası. Dünyada bir tek şeye karşı kendimi sorumlu hissediyorum: Gençlere. Çünkü biz onlara hayal kuracak yeterli doneyi vermezsek ya da onların hayal kahramanlarını yanlış seçmelerine neden olursak, kendi geleceğimizi de kendi ellerimizle yok etmiş oluruz. O yüzden tüm çocuklar benim çocuğumdur. Nasıl ki Ali Rıza Bey ve Zübeyde Hanım’ın çocuğu bir taneydi ama bugün onun kurduğu cumhuriyette yaşıyoruz. Aranızdan çıkacak böyle birisinin de onun gibi dünyayı değiştireceğine inanıyorum. O kişi bizim de geleceğimizin kurulmasında etkili olacaktır diye düşünüyorum. Onun hayal dünyasında küçücük bir kibrit, alev olup bir yangına dönüşebilir diye buraya geldim” diye konuştu.
İnsanlar sizin ışığınıza gelecek
----------------------------------
Anadolu’nun birçok uygarlığa tanıklık etmiş tarihi bir kara parçası ve üç kıtanın buluşma noktası olması nedeniyle inanılmaz bir zenginliğe sahip olduğunu vurgulayan Cemal Gülas, ama yıllar boyunca bu güzel ülkenin ne yazık ki Ayasofya, Sultanahmet ve benzeri birkaç yerden ibaret görüldüğünü belirterek şöyle konuştu:
“Sizler Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu’nda okuyorsunuz. Gelecekte seyahat etmek ya da başka yerleri tanımak isteyen insanlar için birer meşale olacaksınız. Onlar sizin ışığınıza gelecek. Size bir anımı anlatmak istiyorum. 1993 yılında Ağrı Dağı dönüşünde tesadüfen bir ağabeyimizin evinde misafir oldum. O da, o gün Turizm Bakanı’ydı. Arkamızdan gelmiş bizim çektiğimiz fotoğrafları izliyordu ve ‘Nerden geldiniz?’ diye sordu. Ben de ‘Ağrı’dan geldik’ dedim. ‘Yaa bunlar Türkiye’de mi?’’ diye sorunca, ben de ‘Siz Türkiye’de Turizm Bakanı mısınız?’ dedim. O da karşılık olarak, “Bize Türkiye’yi başka şeylerden ibaret gösterdiler. Bu kadar çeşitli ve güzel olduğunu senin çektiğin fotoğraflardan gördüm’ dedi. Ve bu diyalog turizmin çeşitlenmesi adına Türkiye’de Soft Turizm ile ilgili bir başlangıç oldu. Yayla turizmi, dağ turizmi ile birlikte artık insanların karaya vurmuş balık gibi, deniz kenarlarında oturup yağlanmadan da tatil yapılabileceğine dönük bir takım fikirler oluşmaya başladı. Ama maalesef bu fikirler güdük kaldı, bir türlü geliştiremedik onları. Neden geliştiremediğimiz de belli: Diyelim ki ev sahibisiniz ve hepiniz etobursunuz. Ben de misafirim ama vejeteryanım. Sizin evinize geleceksem siz doğal olarak en sevdiğiniz yemekleri hazırlarsınız. Kızartmalar, etli pilavlar. Tavuk suyuna et doğrar, çorba yaparsınız. Ama ben vejeteryanım. Bunu hiç düşünmez ev sahibi. Türkiye’de turizmin pazarlanması maalesef bu yönde gelişiyor. Yani gelen misafirin vejeteryan olabileceği hiç düşünülmüyor. Biz pazarlayalım, yapalım, turist de gelir. Böyle bir şey yok. Programlamadan, bir program geliştirilmeden, gelen insana sosyal olarak geri gelmesini sağlayacak bir takım unsurlar sunulmadan turizm olmaz. Olursa nasıl olur? Antalya’daki gibi olur. Sahillerinizi betonlaştırırsınız, 100 liradan oda satmaya çalışırsınız, sonra 40 lirayı da bulamazsınız. Bunu İspanya, Portekiz yaşadı, biz de yaşıyoruz. Baka baka yaşıyoruz. Amerikalıları sevmem ama sevdiğim bir lafları var. ‘Sadece aptallar aynı şeyi yaparak, daha farklı bir sonuç bekler’ derler. Dünyada bu kadar örnek olduğu halde, aynılarını yapıp bizim farklı sonuç elde edebileceğimizi bir türlü kabul edemiyorum.
Dünyadaki 50 milyon canlı formuna müdahale hakkımız var mı?
----------------------------------
Söyleşiye “Bu ülkeyi gerçekten çok iyi tanıyan biri olarak, basmadığım taş, geçmediğim tepe kaldı mı bilmiyorum. Bu ülke doğru planlanıp, iyi kurgulandığı taktirde dünyada öyle bir cazibe merkezi yaratılabilir ki, sanayiye ve diğer başka ögelerine ihtiyaç duyulmadan bile bu ülke kendi finansmanını sağlayabilir” diyerek devam eden Cemal Gülas, “Ama önce etobur ev sahiplerinden kurtulmamız lazım. Yani sizlerin vejeteryan misafirleri düşünecek bir altyapıyı yavaş yavaş kurmanız lazım. ‘Biz’, ‘Ben’den akıllıdır, bir defa orada buluşmamız lazım. Ben kendi adıma baktığımda, hızla giden bir otomobilin camına vurmuş bir sinek kadar bile dünyanın etkilenişinde bir yer tutmadığımı hissedebiliyorum. Ama yer tutmadığım halde o camı kıracak bir taş olmayı umuyorum. Kendimi, kumsalda yürüyen ayaklarının alt derisi soyulmuş bir adam gibi görüyorum. Ömrümün içinde yaşadığım değişikler bile beni fazlasıyla ürkütüyor. ‘Çıkmayan canda umut vardır’ atasözümüzdeki umudu beslemek için konuşuyorum. Bugün dünyada tanımlanabilmiş beş milyon civarı canlı formu var, tanımlanamamış ise on katı olduğu söyleniyor. Yani 50 milyon canlı formu. Geri kalan 49 milyon 999 bin 999 canlı formun bu dünyadaki hayat hakkına, 50 milyonda 1 olan insan türünün bu kadar müdahale etmesi doğru mu?” diye sordu.
İnsan, yeryüzünün kanser mikrobu
-----------------------------------
Bir soru üzerine çevre konusunun bugün (7 Aralık) Kopenhag’da sonuçlanacağına inanmadığını, çünkü hiçbir taşın yere düşmeden durmayacağı örneğini veren Gülas sözlerini şöyle sürdürdü:
“Maalesef dünya bundan önce de, her 40 bin ile 100 bin yıl arasındaki periyotlarda olduğu gibi, üzerindeki canlı formlarını tekrar düzenleyecek, ayıklayacak. Bugüne kadar dünya, bugün yaşayan formların dışında dünya bir çok canlı formunu yok etmiş. Dünyanın tabii ki bir suçu yok ama dünya yenilerken seni gözeteceğini, varsaydığını sanmıyorum. Canlı formlarının içinde gelecekte insanın yer alıp almayacağını da bilmiyorum. Ben insanı yeryüzünün kanser mikrobu olarak görüyorum. Umarım insan bu ayıklanmadan yine kurtulur. Bugün insanlığın kullandığı teknoloji, 16 milyon yıllık seyrin son 50 yılında meydana geldi. Ben gaz yağının aydınlattığı bir köy odasında doğdum. İnsanlığın 16 milyon yıllık seyri içinde toz zerresi kadar bile olmayan dönemde bu kadar gelişmiş olması beni korkutuyor. Bizim yeniden şekillenmemiz gerektiğini, insan olarak, yaşadığımız dünyadaki tek canlının biz olmadığımızı, bugünkü tekniklerle en yakın gezegene gidip kurtulamayacağımızı bilerek, bu dünyanın yeniden organize edilmesini ve insan merkezli hayata bakılmasının da gözden geçirilmesini istiyorum”.
Çizgiler neden kutba gidiyor, meraktan gidip baktım
----------------------------------
Kuzey kutbuna kendisini yürütenin, oraya gidecek ilk Türk olma özelliği olmadığını söyleyen Gülas, “Dedemin duvarında duran haritadaki bütün çizgiler oraya gidiyordu. Hep merak ederdim ‘Bu yollar niye hep oraya çıkıyor’ diye. Ve bir gün o yollardan biriyle gidip oraya bakma ihtiyacı hissediyordum. 4-5 yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasında ucu boşa çıkan çizgide bir şey var diye düşünüyordum. Diğer taraflarda bir sürü isim yazıyordu ama orada sadece okyanus yazıyordu. Dedem, ‘Oraya pek fazla insan gitmiyor o yüzden orası sahipsiz kalmış’ dedi. Ben de ‘Bir gün gidip orayı göreceğim’ dedim. Ben ilk defa oraya gitmiş olmak için değil, o çizgiler nereye gidiyor onları görmek için gittim. Bir seferinde de cebimde 25 lirayla İran üzerinden Pakistan, Hunza vadisine uzandım. Döndüğümde cebimde 15 lira vardı. Yine bir başka örnek; Fransa’daydım, uçak parasını bir bisiklete vermeyi tercih edip, Türkiye’ye dağ bisikletiyle döndüm. Bir şeyleri göze almadan, bir şeylere sahip olunmaz. Yapmak, düşünmek kadar kolay olsaydı herkes yapardı. Kendi ihtiyaçlarınıza, bugünkü alışkanlıklarınıza göre bir liste yaptığınızda asla hiçbir yere gidemezsiniz” dedi.
‘Gönlümün gölgelerini’ yazıyorum…
--------------------------------------
Son soruda yayla turizminin ve niye Kaçkarlara yerleştiğinin sorulması üzerine ise Gülas şunları söyledi:
“Turizmde bir insanı geliştiren, öğreten ve dinlendiren zemini mutlaka oluşturmak gerekir. Doğu Karadeniz’de yayla turizmi vardır. Bugün Doğu Karadeniz’de Kaçkar yöresinde 40’tan fazla yayla ve mükemmel yayla evleri var. Bu yayla evleri insanların ihtiyaçlarına göre tekrar dizayn edilmeli. İnsanları rahat ettirecek saunası, banyosu dinlenme yerleri her şeyiyle yeniden elden geçirilirse çok büyük bir potansiyel çıkar ortaya. İki bin civarı yayla evi var ve bir anda 4-5 bin küsür yatak olur. Ama bugün iki yüz yatak bulunamıyor. İki yüz kişi gitse yarısı istemediği tarz ve kalitede bir otelde ya da bir evde kalmak ya da çadırında yatmak zorunda kalır. İşte bunu organize ederken o yayla evleri restore edilip bir destinasyon kurulabilir. Umarım ne dediğimizi anlarlar da o bölgede bir gelişme olur.
Kendime gelince; bundan sonrası için bir tek projem var. Balkonumda oturup bulutları seyredeceğim. Bir müddet dinlenen göl gibi durup gördüklerimizi hazmedelim. Bir yerden bir dürtü geliyor, hadi git diye. O an tutsalar da duramıyorsunuz. ‘Gönlümün Gölgeleri’ adını verdiğim bir kitap var. Yazıyorum ama hayat devam ettiği sürece kitap da devam ediyor. Onu benden sonraki mirasçılarım yayınlar diye umuyorum”.
Fulya OMAÇ / ÇEŞME - AHT (İktibas edilemez)
|